1
ÇİÇEK FALI
Hayat titizlik
ister, saksıda fesleğen (gibi); aşk izi... (iziniz efendim).
Düşler
titizlik ister, hangi bulutta aksa, yataksızdır. Lacivert
sızı, kalabalıklar nice sığ
ormanlarınız; alabildiğine ağlamaklı, çıplak. Yiter haz yoksa,
aksinde en yanık bakışların, bütün acemi güneşler yüzlerde (ah
yanık gözler) tüter güzlerce flu
yolların çıplak aynasında. Tiz rüzgârlar alıp giderken zamanı
(filiz zamanı). Aşk yoksa, hayat eski çorak örtüdür. Mavi
limanlar ararken buluşmalar için siz. Hepo çürümüş örtü ezer,
suskunluğunu yaralı ağaçların (ah yanık ağaçlar). Heyhat;
titizlik ister aşk, bütün vadilerinde ömrün (hazine dilinizdir
efendim). Eksilirken umudun ırmağındaki su, ani beyazı
gülümser nilüferlerin... (çeyiziniz efendim).
2
AYNA FALI
“Önce sudaki
gözlerinle barışacaksın” der, haykıran derinliği yosunların,
sazların hayallerinin kapladığı gezegendir bilinmezlik, onunla
barışacaksın. Barış iyidir hem... Değmediğin çiy damlası,
hayatını cıva gibi boşa akıtmaya hazırken ‘şimdi’ havuzunda.
Dehşetle, ukde iğneleri batacak ruhuna, sitemsiz aşka
bulanacaksın dem zehri inerken kalbine. İnme güz; sırlarla
göğsüne yansıyıp saplanacak, acının arzu hançeri. Haklı
yalnızlığında, düne ait irinleri unutman iyidir, kabuklu
yaranı tende zırh tutacak... İyi, uykusuzluğu çiz, ölümü çiz,
aş; umut aşmakla başlar yolu uzar, yinelenmez bulut
yeğniliğine giren iz. Uyanacaksın cama, yüzde-yüz : alaca çil
dışındaki teğet geçmeleri, pas geçmeleri unutup. Sırlarını
özgürlük sayacaksın.
3
YAKAMOZ FALI
Sessiz, sakin
rengi arayacaksın; su, esri/ten duruluğundan da sonsuz
duruluğu akmayan bir ruh/aşk arayacaksın. Durgun, dingin us
göl/ünü, akan bitendir diye yitendir (yeten değil kesinkes) bu
ham kürede. Her delta ömürden alıp varıyordur lacivert gece
denizine. Varıyorsun... Derine varıyorsun su, en köpüklü
açığa. En tatlı derya ıssızlığına, dileklerine yaraşır...
Enginliğe, sessiz, sakin heceler gibi dolup, düşlere dişi
nakış oluyorsun. Sonsuz buğuda, incili yakamozlarca iç içe
seğiren ipek kanatlı kuşlar : "sevgilim su, ah sevgilim su"
tınısıyla göğü yırtıp çınlatırken... Balkıyan im, bulutların
bağrından dökülmüştür kesinkes. Büyülü adın, pek mutlu tiril
ışıltıda yaşayacak; ilk ölümü aşmakla su, Kaf’ı bulacaksın.
4
KUM FALI
Güneyli, güneşli
bir huzme dökülecektir arştan, ipince buklelerle...
Çarpacaktır algı bordanıza, rahatsız olacaksınız ilkin.
Elbette, remil rahatsızı, cehennem benzeri. Aşk ki cehennemdir
her vakte değin. Külhanına lir közü taşıyacaksınız gelincik
hayallerle. Gönüllü köleliğe kapılacaksınız, akıl körlüğüne,
dünyadabilinen. Sıradağlara, kıraç neyse, nebat neyse, öyle
duyacaksınız gürbüz yansıyı
alevi; közü ve külü. Sonra ne olacaksa olacak; bağbozumu
hercai harflerce, haz hasadına koşullanacaksınız. Dipte
damıtılmış dileklere boğulacak ve zifaf ertesi anıları
aşılayıp birbirine, şerh düşeceksiniz. Zira aşk, güzelliği
şerh düşmektir hayata; tohumla, kök ve fidanla. Toprağa yazılı
kalacak t/özünüz, okunacaksınız.
5
GÜNEŞ FALI
Işıyacak ve
ısıtacaksınız, her nesne ışımaya, ısınmaya teşnedir. Ah, yanma
olasılığına milim uzakta hep... Kamaşmalar faslından öteye,
kalbindeki atom
çekirdeğini keşfedince kişi, ona tapar ya... Hayat içindir aşk
çilesi, ordadır
haz ve od; çoğalıp tüteceksiniz kozanızda. Işık-ısı sarmalına
dadanıp kendi
beyaz halenizde, soy hayalle, alaşıma duracaksınız... Cevher
mavidir ilkin
yeşil, kırmızı öncesinde; sonraysa, her zerre küldür, ama
külden de ılık ince
yoğrulmuş dostluğunuzla; zümrüt bakışınız, tebessüm nehri
bağışınızla, giz sarmaşığınız kök salacak. Ektiğiniz yaşam;
umut ışıltınız, tin besinidir. Yerle
gök arası, bengi yöne, altın ağaç olup filiz sürecek, cennet
boyu açacaksınız.
6
BULUT FALI
Bir insan düşsüz
kaldı mı, yarı ölmüş sayılır, ezel-im düşlerini sakınacaksın
kuru dal, çürük bel neyse odur düşsüzlük. Dil yitimi neyse,
işte o... Aşk mı;
güne elzemdir, kalbe nabız, ciğere hava, göze ışık ve su...
Çöle dönüşse ten
nefes gerekir insana elbet... An’ı solu, zarif ellerin
uyuşmasın, umuda aç. Ay uyuşursa bulutların yüzünü okuyamaz,
yağmura dokunamazsın. Felakettir o
ruh kıranı, kimliğini kine sürgün etmekle çökertmiştir ki;
sen, sen değilsindir
artık. Ses, söz ve renk cömertliğinin gölgesinde gövereceksin
(gövermeyen mevtadır) doğada kalıcıysan. Henüz varken
servilerin armağanı, irkileceksin
bin yıllık kök-gövde dili gürleyecek, gökten yerin kalbine,
hızla yunacaksın.
7
RÜZGÂR FALI
Taş yüzlerinin
tozlu dili söylüyor : zaman şefkatli anne insana... Ağlayan
çizgisi gözeneklerin; vedadır hayata, palas pandıras. Aynı
şeymiş, erimesi
közün de karın da... Külün evidir tandır; külhansa gövermenin.
Hanesinden
gül renklerce sınanacaksın. Maarif koçanından, henüz gelmemiş
günlerden koparılmış, yarası taze yaprak boşluğu anlatır. Öyle
varacaksın, bengi mut
ülkesine, özlenmiş sıla olan. Solgunluğun kalacak tarihte.
Kalsın. İnsandan kanırtılmış sayfa, aşk. Kutsal incir yaprağı,
kurumadıkça konuşur... Anlamı
yüce harflerden yelpaze olsun olacaksa, elinde hançer yerine.
Olacak diyor yüzeylerini rüzgârın taradığı taşlar : Güzelçağ
uyruğunda, ferah kalacaksın.
8
RÜYA FALI
Altın ateş topu
düşecek uykuna. İlk çarpıldığın ışık, toprağa değen ayak
izleri
senin adımın değildir. Öğreneceksin; tılsımlı bilinmezlikteki
hazine deryasını aradığınca vardır. Yeni sensin çünkü, nasıl
doğduğun, nasıl tutunduğun değil dünyaya nasıl göründüğün, bir
de ölüme dair giz sünmesi mucizedir. Kılavuz kitabını, her
harfinden öpecek ve sözünü ölçeceksin, özünü. Bilmekle, ki söz
sevgiden çok kin mekiğidir, getiren ve götüren. Yolcuların
nezdinde susku en hasıdır hallerin; eflatun esenliğe
bulanacaksın öyle. Aşkçıl iklime geçeceksin ezeli bahçeye. Ağu
ve bal yürek atlasındadır kişinin. Doğanın nasıl oluştuğu
değil, senin nasıl aştığın yanıttır hayata; düş yastığınsa
nimet... Sevineceksin.
9
DEFTER FALI
Bir gezginin
üzerine eğileceksin, hayat öpücüğü vermeye, Hızır gibi, melek
şiir sanacak. Üç vakte dahi yazılı : Güneşi olacaksın
yenilmişin. Zencefil-nane-bal ve yosun sağaltımı neyse; şifa
sanacak al duman öpücüğünü, dokunuşunda diriim bulacak. Avare
göçmen ateşten ne anlar deme, iki/z türlü bağ öğütür hayat,
uyanacaksın. Eski yeniye şiddettir her daim. Şimşir yolda
tüketilen hoşlukla varılır simyasına iç/uyak nefesin... Evet,
som heceyle, naçar gezginin usuna eğileceksin, damla panzehir
dokunuşuyla girip sakalının gümüş kitabesine. O bahtla
sevineceksin kâğıda, çook çok uzun ömre, en uca ulaşacaksın;
usul/esenkapısına beyaz, buzul ülkenin. Mermere sinecek arz
künyen, başa döneceksin.
Bursa,
Nisan - Aralık 2001